top of page

LADES DUVARI

13 Eyl
2 dakikada okunur



Yaşam duvarına bir lades çizdiğimiz zamandayız. Ya tutarsa?



Bir fare : Ara ara o labirentten çıktığımda burası güzel demek için götüme hafif bir şaplak atıyorum. Az biraz keyiflenmenin haline varmak için:LADEEESS


- Oh be , artık fare nasıl insan olmaz sorusunun cevabını biliyorum .

Bunu labirentin kenarında  söylediğini unutur. Labirentin içindeki insanlar ona kahkahayla eşlik eder.Ellerine bir süpürge alırlar. Anlarsınız ki kıytırık bir süpürge makinesi , pis havasını arkanıza dayayıp sizi vakkumlayıncaya kadardır ,her şey.


Ama Fare , insancıklara lütfen lütfen durun diye narin sesle durumunu izah etmeye çalışır: Önce bunları entarimden çıkarmalıyım. Sizin aranıza böyle çıkamam,der.


İNSANLAR HEP BİR AĞIZDAN: Ama haydi?? Götüne yamaladığın çiçekli entariyi mi çıkaracaksın* tam bir kahkaha patlatmalık senin mevzu. Başka bir ses: Bir de yoga, meditasyon, ekolojik yaşam, üretim ,sanata dair her şey diyor . O labirentin içinde onları nereye saklayacak farecik. Başka bir ses: Sen gel  , labirent püfür püfür esiyor diye alaycı bir tavırla fareyi kolundan çekiştirir. Her şeyi entarisi de dahil oracıkta bırakıp insanların kollarının arasından labirente itilir.Bir kutuya konulur. Boynundan tutup kutuya atan biri : Burada kedi  yakalayacaksın, der . Tak kapıyı hızlıca kapatır:Ama ben ,ama ben…


Ağzındaki kelimeler daha bir cümle oluşturmadan kendisini bir şehrin içinde bulur. Talaşımsı bir kokuyu içine çeke çeke çarşafların, çarşıların, rezidansların -kuytuların hastanelerin  -mezarlıkların arasından geçerler. Dar bir kare. Dört duvar ve onları saran yılandan dikdörtgenli bir labirent. Bu ülkede nasıl yaşamak mümkün olabilirdi. Tüylerinin renk değiştirdiğini burnuna gelen bıyıklarından anlamış ve içi ürpermişti. Tüm canlıların koşullara göre renk değiştirdiğini duymuştu. Ama onun başına geleceğini tahmin etmemişti. Böğürmek ve çıldırmak istiyor ve tiz bir sesle vızıldamaya başlamıştı:Gördüklerim tiksindiriciydi. Sinek hariç

Kutunun sivri kısmına yapışan sinek dikkatini çekmiştir. Mezarlıklardan beri  kutuya yerleşmişti. Sineğin sanki gökten kendisini sakınır bir hali vardı. Güneş karanlıktan kendisini sıyırır sineğin kanatlarına değmek ister. Sinekse ,  kutunun içine yerleştikçe yerleşir. Onun  için güneşin onu okşama arzusu en tiksindirici gösterişlerden biri idi. O boktan gelmişti ,boka gidecekti.  Fare zamanla onu tanıyacaktı.


Zaman, yaşamın ona verdiği yükle yavaş yavaş rengini soldurdu. Karanlık olduğunda fare artık üzerinde koca bir anın yükünü almış gibi hissediyordu. Sinek bu durumdan hoşnut. Fare, çıldırdıkça o başının üzerinde dans ediyor. Ne zaman buradan çıkacaksın, haydi ye  adamın ellerini.


Fare ve sinek gözucuyla demir parmaklıklı kutuyu tutan ellere ilk kez  baktı. Bir işçi eli olmalıydı: grilik  her nasrın arasında bir derz oluşturmuştu. Fare  adamın elini  önce tanımaya çalıştı ,belli belirsiz  baktı. Kaçmak için bakmak gerekiyordu.




Fare ,sinek ve insan bir otobüs durağının erken saatlerine vardığında  demirlerin ve bankların buz tuttuğunu görürler. Onlar  Haliç metrosuna sırtını dayamış durakta geleni geçeni izliyor. İş, kadınları - okul, çocukları çağırıyor. Kasvetli bir havanın ardılında bir adam yıkık dökük kalenin avurdunda bağırıyor. Ayakları çimene - toprağa ve betonun kirine bakıyor ağzı ise gri semayı  ağzına dolduruyor . Bağırıyor: Amcığını yırtacağım onun, amcığını. Kadınlar önünden geçiyor.




BÖLÜM : 1.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
FATMA ANA

Bir kadın sonbahar çığlığında katlediliyordu. Gördüm. Sonbaharın katli tenindeydi. *** Kurudukça güneşin mayası. Ölü derisini dişliyordu her gün. İnsan soluğuna bir kadın teni değiyordu. Sermişti yavr

 
 
 

Yorumlar


bottom of page