KORKMA, CANIM BENİM
Güncelleme tarihi: 13 Eyl
Çoraplar makineye iki girer bir çıkar. Nerede acaba kaybolan tekler? Evi talan etti. Kaybolan tekleri bulmaya yeminli. Akşam etti sabah oldu. Aklı çoraplarda. Tramvay deniz boyu ilerledi. İnsanların ayaklarına baktı. Onların çorapları da kaybolmuş muydu? Beli kambur gözleri hep havada bir adam dikkatini çekti. Sırtını vatman kabinine dayamıştı. Fersudeye dönmüş kıyafetlerinin tersine ayakkabıları pırıl pırıldı. Ya çoraplarına ne demeli? Tekleri kaybolmamıştı. İki çift çorap, yüzde yüz pamuktan. Aman tanrım. Ne hoş. Saatine baktı, bugünkü toplantısına daha üç saat vardı. Adamı takip edebilirdi. Uzun zamandır böyle çorap görmemişti. Heyecanlandı. Her akşamın sabahında - her çorap kaybedişinde toplu taşıma yığınlarının arasında olmak onu iyi hissettiriyordu. Böylece hatırlayabilirdi. Lakin bu sefer böyle olmadı. Adamın peşinden gitmek istiyordu.
Stadyum durağında düğmeye bastı. Tramvay arkı yavaşça durağa indi. Kadın adamın ayaklarına kilitli. Ayak nereye o oraya. Kafa nereye değil.
Şey çorabınıza bakabilir miyim? Vazgeçiyor. Gözleri çorapları gibi yumuşak değil. Ayak kokuları ruhuna konan hafif sinek vızıltıları gibi geliyordu. Eğer tramvaydan onunla inmeyi başarabilirse bu kokulardan kurtulacak ve yalnızlığı bir anlığına bitecekti.
Tramvay’ın kapıları açılır. Adam iner. Kadın peşinden atlar. Çorabı kaybetmişti onu kaybedemezdi. Hava kararmıştı. Karanlık korkunçtur.
Adam onu duyar: Karanlık iyidir. Hücrede yalnız kalan adamın da ışığa ihtiyacı yoktur. Onu aydınlıkla buluşturmak tüm bedenini küfürle bulamak gibi bir şey. Kadın bunu bilmiyor. Çoraplarının ikisi için bir tür kurtarıcı niteliği taşıdığını sanıyordu. Salak dimi. Biliyorum. Bende onun kadar salağım.
Çorapsız ayağıyla elinde fener adamı izlemeye koyulur.
Adam bedenini böceklerden, kadınlardan ve güneşlerden korumak için vücudunu tuza basmış gibi yürüyordu Bacakları birbirinden uzak- kolları birbirinden uzak. Annem ilk rahimden fışkırır fışkırmaz ilk sudan önce ter kokmayalım diye tuza basmış bizi. HAYHAT bu da kılları çıkalı bir bacağı kırıldı kırılalı kendisini tuza batırmış. Ha çok komik . Kurtaracak mı seni sence tuz? Ya da kurtarmalı mı ? Böyle böyle loş ışıklı yerlerde molozların arasından adamı kolundan tuttuğu gibi kendine çekti.
Adamın içi ürperdi ve titremeye başladı. Her sabah, tüm hayal kırıklıklarının toplamı dağılmış bedenini, o yataktan fırlatmak için yeter kıyafetlerini bu kadın nasıl da bir anda sormadan çekiştirebilmişti. Aklı almıyordu. Kafası bulanıktı.Bir de anlamsızca kelimeler söylüyordu:
Çorap,, çok güzel,, bana, ne zamandır sizde,, şey ben de teki,, bir kerecik,,baksam.
BİRKAÇ SAAT SONRA
Kadının karşısında oturduğunu fark eder. Kadın yumuşak beyaz çorapları giymiş sevinç içinde kahkaha atıyor. İşte bu, seni buldum. Bu hayatım boyunca gördüğüm en iyi çorap. Sonra adamı küçümsercesine: Ama dünyanın en iyi çorabı , tuhaf , senin gibi birinde.
Adam çıplak ayaklarını avuşturup birbirine kavuşturur. Şey bana sarılsana. Çorapların hatrına.
Kadın gülümser.
-Ne var olamaz mı?
Olamaz.
Çorabımı ver.
Her şeyin de karşılığını istiyorsun
Yani olamaz mı diye içinden geçirir. Geçirmesiyle çıldırırcasına odanın içinde fır dönmesi bir olur. Duvarları soyar, tırnaklarıyla, cebindeki son ekmek dilimini boğazına indirir. Yumuşak bir sesle, şey acıktım da. Sende ister misin ? Sana karada su yok kocakarı. Her gün bu odanın içine gelip şu beyaz çoraplarımı giyiyorsun. Sonra da bir şefkat arzuma yok kırın yok tırın. Kazısana kafamı. Bit var mı?
Dur bakayım şempanze . Yok yok. Ben bir şey göremiyorum. Dur dur. Şurada bir şey var. Nedir o ? Ah kazma kürek yok balta yok çakı . Çakı lazım bize . Ancak onu öyle çıkarabiliriz. Ben bir koşu gidip garson kızdan isteyeyim.
Arkasından bağırır: Çoraplarıma iyi bak. Giderken lekeletme.
Merak etme . Belki sana sarılmıyorum ama çoraplar benim göz bebeğim.
Şekerim, haydi
Kadın kapıdan çıkar çıkmaz beyaz giyimli bir kadının ona doğru geldiğini fark eder. Şey sen kimsin ? Kadın gülümser.
Ah kuzum yine ilaçlarını almadın dimi.
Ne ilacı bana çakı lazım der.
Beni Demir’e götürür müsün Leylacım.
Demir mi içeride , ben,, çakı,
Hemşire ikisini de odalarına götürür .İlaçlarını verir. Uykuya dalarlar. Hemşirenin ayağında beyaz çorap. Demir ‘in de Leyla’nın da ayakları çıplak.
Azrah yazmaya başlar:
Duvarlardan ve böceklerden tuza banık ,
işkence kırığı bir bacak
Işık arıyor.
Şşşşt..
Korkma canım benim,bulacaksın. Uzat sedirden sedyeye.
İçi bir dolu bir boş tahtadan oluşuyor. Bacak etini sıkıştırıyor. Gece yarısı oldu, hala hastanedesin.
Kimsecikler de yok
Ben kaç kere kimsecikleri istedim ki
tamam.
Seni hatırlamamak için serçe parmağımdaki tırnağı da koparıyorum.
Korkma canım benim
için lem’a değil
Zührede
İzin hala o duvarlarda, pencerelerde, bir sofra perisinde asılı
Korkma sevgilim.
Tırnağımı kestim.
Seni unuttum
Sofrayı çırptım
İnsanlara gülümsedim.
Parşömen kağıdıyla kaplı penceresiz pervazlardan atladım
Güneşe sevdalandım.
annemin ketesini yoğurda bulayıp köpeklere yedirdim
A ama yapma !!
Hızır lokması bayatlamaz !!
Hayat bekletmeye de gelmez.
Keteyi köpeğe yedirmek gerek.
Yaşam değil mi bu?
Saat 21. 59
Parti de bitti.
Çoraplar, normallerin ayağında
Delilerin ayakları hep çıplak .



Yorumlar