Atlas Kadın ve Bahamut
- ÖTE+
- 5 saat önce
- 3 dakikada okunur
Unutulmuş Taşköyün çaprazındaki Cahiller köyünden geliyoruz. Oradan Arpaçemen suyuna ilerleyeceğiz. Atlas kadının toprak derinlikli kolları kollarımda.. Düşmek istemiyor, düşürmek istemiyorum. Bir de hastalıklı Gümüşpala kadını var. Onun kapısından geçerken mor dikenler ayağımıza batıyor. Peşime taktığım Atlas kadını yordum mu acaba? Oysaki o halinden pek memnundu. Yosun bürküntü gözlerinde yorgunluğu farketmeyince bende düşünmekten vazgeçtim. Kendimi yola bıraktım. Diz ağrısını yol unutturur ne de olsa.
Gürül yollardan toz bırakan araçlar köy evlerini kirletirmiş. Bunu çarşamba akşamı, annemin kardeşi Büyük Göbek söylemişti: Çamurlu köyün yolları kirletmezmiş, paçaları. Artık çamur yokmuş, betondanmış. Bu konuşmalar içimde birkaç düşünceyi daha biriktirdi: Ölünün dahi şanslı olduğu bu topraklar rezidanslara çevrilse kaç kişi işaret parmağını uzatırdı?! Atlas kadına, evini sat deseler atasından vazgeçer miydi? İç sesim; şehirleri köylere taşıyorsanız buraya neden geldiniz diye iyice sinirlenmeye başlamıştı. O sırada beton tozlu sarı köprüye geldiğimizi, Atlas kadın haydi artık buraya gel demese hiç fark etmeyecektim.
Ayaklarımızın altında Arpaçemen içinde - serpilmiş alabalıklar, sudan çıkarılırsa oksijenin hışmına uğrardı. Hardal sarılı- yosun yeşilli – vişne çürüklü abalı daralı taşlar da oksijenin hışmında rengini kaybederdi. Böyle bir vakitte, Atlas kadın misinayı köprüden aşağı attı. Biraz sonra kamışlardan- nanelerden-mor dikenli çiçeklerden geçen alabalık, Atlas kadının avucundaydı. Yaşlı kadın, süzgeçleri dikkatlice sarı ağdan ayırdı. Balığın kaygan derisiyle, onu yemek isteyen buruşuk ellerin uyumu horusun bittiği vakitlere denk gelmiş gibiydi. Yanıldığımı çok sonra anlayacaktım.
Balık gözü korkuyu salmış, katilinin yanındaki kıza gözünü iliştirmişti:
‘‘Sen bir oportünistsin.’’
‘’Balığın kemiğine dokunmaya cüreti olmayan sen, sadece lütfen onu bırak, onun da yaşamaya hakkı var diyen bir oportünist. ‘’
‘‘Sırf büyük diye şu buruşuk yüz, onun sözünü dinlersin , beni suya atmaya senin de cüretin yok .’’ Feodalin büyük Yağmur kız’’
‘‘Bak şimdi kendimi suyun içine nasıl da attıracağım.’’
Uzak prefabrik evlerden ısrarlı bir ses:
O balık başkasının. Bırak !
O balık başkasının. Bırak !
Şeytan’daki çocukların !!
Adam bağırdı. Kadın bıraktı. Erkeğin arkasından dedikodusunu ağzında büktü… Ölen bir balığı neden bırakır ki bir insan. Ölmüştü ,onun değildi -şeytanın değildi. Adaya doğru ilerken balığın belini büküp sudan akıp gittiğini gördüm. Hafif de gülümsüyor olabilirdi. İçini suyla doldurmuştu. Ağzıyla yaşıyordu - onun bunun olmayan balık . Doğasına bırakılırsa süzgeci kırılan da yaşayabilirdi demek.
Suya amentü dedim
Gözüme, kafama, koluma - akan suyun tersine_BAHAMUT. Bu sözler tepelerden gelmişti. Atlas kadınla birlikte sesin geldiği yöne uz vaktinde vardık Burası dünyanın altında bin yıldır uyuyan Bahamut’un köyüydü. Biraz tedirginlikle ağaçların olduğu tarafa doğru ilerledik. Kadınlar sütleri sağıyor. Bizse bir an önce geldiğimiz dünyaya dair emareler arıyorduk. Bir tv olabilirdi. Bir sehpa. Bir iğne…Her köyde olmazsa olmaz. Bir umutla evli göçer köylülerin arasına koştuk.Orada da bulamadık.
Başımdaki alacalı eşarp da sürekli düşüyor. Abimin düştüğünden haberi olmamalı. Olursa bir eşek altında ezerdi beni, diye kendi kendine sayıklamaya başladım.
Bahamut’un yeryüzüne çıkma vaktine gelmiştik
Bahamut oradaydı. Derede anlamsız hareketler yapıyordu. Bizim gibi de giyinmemişti. Eşarbı da yoktu. Yosun gözleri hafif eğri hafif büğrüydü ya yine de ona doğru eğilerek, ağzımda sözcükleri büküp- kısıp : ‘‘Sudan çıkarsan, taştan vazgeçersen seninle sohbet etmek isteriz.’’ dedik. Kabul etti.
Suyun serinliğinde çayırlara oturduk.
Doğayla bütünleşme umuduyla ellerimi taşa attım. Güneş taşa renk verir derler de sudan çıkardığım anda, güneşin kemiğinde kuruyan taşlar soluklaşırdı. Bu sefer böyle olmadı. Sevince battım
Bahamut
‘Aldanma güneşin her canlıya ışık verdiğine. İsterse o, tüm renkleri alır bizden. Koyunların, taşların, söğüt ağaçlarının hiçbir rengi yok. Akşama kadar dünyayı savaşlarla dolduruyor olmanız tüm renkleri benden aldı. Artık içinde olmadığım renklidir.Anlıyor musun? ‘
Tüm hevesim kursağımda kalmıştı. O konuşurken Atlas kadının, bahamutun süzgeçlerinden tutup köye götürmek için çeşitli oyunlara giriştiğini gördüm. Belki bunu yiyebilirim diye ellerini kavuşturuyor, bıngıldağı heyecandan oynuyordu.
Onu köşeye çekip kendisine gelmesini söyledim.
Dur çekme beni, onu eteğime saklarım. Hiç kimsecikler görmez. Elindeki asasını alır etini parçalarım. Olmaz mı? dedi.
Atlas kadının kendinden geçmiş hâli beni iyice korkutmuştu. Kimlerle yola çıkmıştım? Bahamutsa tehlikeyi fark etti, sessizce süzgeçlerini topraktan çekti. Suya daldı. Bir daha da görünmedi. Dünya kötülükle kursağını doyurmayagörsün, Bahamut hep yerin altında kaldı. Negro, üstünde. Bense Atlas kadınla kendi köyüme doğru yol aldım. Hepimiz bir yerlerde kolektif suç örüntüsünde birbirimize bağlı yaşıyoruz (!)
Yorumlar